| TÜMÖD Genel Sekreteri Suay KARAMAN'ın 28 Nisan Mitinginde Yaptığı Konuşma |
|
Değerli Atatürkçü Gençler, gerçek demokrasinin aşıkları, Türkiye, yıllardır çok karanlık bir süreçten geçmektedir. 14 Nisan, bu karanlık sürecin atlatılması için önemli bir ışık olmuştur. Bugün burada toplanan Türk gençliği ve yarın İstanbul’da çağlayan olacak halk, karanlığa son vermek kararlılığındadır. 300 yılı aşkın süreden beri dünyayı egemenliği altında tutan gelişmiş sanayi ülkeleri, ilk kez işgal ettikleri yoksul bir ülkeye boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Kemalist Devrim, ezilen uluslara, emperyalizmin yenilebileceğini göstermiş ve onlara örnek olmuştur. Ülkemiz yeryüzünün en kıymetli doğal kaynaklarına uzanan yolun başında konuşlanmış bulunuyor. İşte bu nedenlerle, ülkemizi ve ulusumuzu özel bir özenle hedef seçtikleri anlaşılıyor. Bizimle çok ayrı bir hesapları var; ülkemizin içinde bulunduğu bölgede, 22 kadar ülkenin coğrafyasını değiştireceklerini açıkça ilan ettiler. Coğrafya değiştirmenin nelere mal olacağını yanı başımızdaki Yugoslavya’da, Irak’ta gördük ve halen de görmekteyiz. Bize yönelik emellerini gerçekleştirmek üzere, içimizde, onların emirlerini yerine getirmekle görevli değişik kılıklardaki kadrolar seferberdir. Bu kadroların en güllüsü, ABD’nin ve AB’nin emrindeki “kayıp trilyon” sanığı, devletini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne şikayet edenin eşi, Cumhurbaşkanı yapılmak isteniyor. Bir zamanlar AB için Hıristiyan kulübü diyen ve AB’ye girmeye kesin karşı olan bu karanlığın gülü, şimdilerde en hızlı AB savunucusudur. Bu karanlık gül, 1995 yılında The Guardian gazetesindeki röportajında şunları söylemişti: “Cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir. Eğer Ankara'nın yüzde 60'ı gecekonduda oturuyorsa bu laik sistemin başarısız olduğu anlamına gelir ki, biz de onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz..." Bu karanlığın gülü, ABD askerlerinin Irak'ın kuzeyindeki Türk askerlerine karşı küçük düşürücü muamelesi karşısında sessiz ve kayıtsız kalmıştır. Bu karanlığın gülü, Roma'da yapılan bir AB toplantısında, "Türkiye'ye türban konusunda yeterli baskı yapılmadı" şeklinde yakınmıştır. Bu karanlığın gülü, İsrail ziyaretinde, kaçırılan İsrail’li askerlerin aileleriyle gizlice görüşerek, “elimden geleni yapacağım” demişti. Ama bu kara gül, ülkemizdeki şehit ve gazilerin ailelerini hiçbir zaman ziyaret etmemiştir. Bu kara gülün şu sözleri de ilginçtir: "Türk anayasasının girişinin İngilizcesini yabancıya verecek olursanız utanırsınız." Biz bundan niye utanalım, biz sizin gibi karanlıklardan beslenenlerden utanırız. Türkiye’yi karanlığa sokan bu iktidar, bütün ekonomik varlığımızı satmaktadır. Türkiye’nin sanayisi durmuş; tarımda ve hayvancılıkta kendine yeterli birkaç ülkeden biri olan ülkemizin, tarımı ve hayvancılığı tam bir yıkıma sürüklenmiştir. Son altı yılda 2,5 milyon köylü, çiftçi ve tarım emekçisi üretimden koparılmış, işsiz, güçsüz bırakılmıştır. Süt, yoğurt gibi geleneksel ürünlerimiz, yabancı şirketlere satılmıştır. Yeni çıkarılan tohumculuk yasası ile teslimiyet kayıtsız hale getirilmiştir. Bankalarımız tek tek yabancılara satılmaktadır. Telekom da yabancılara verilmiştir. Limanlarımız da satılmaktadır. Enerjide de tümüyle yabancılara bağımlı hale gelinmiştir. Kamunun elindeki içki ve sigara tekeli yabancı şirketlere devredilmiştir. Topraklarımızı da yabancılara satmaya başladık. Güneydoğu’daki sınır boyumuzun mayınlardan temizlenerek, bu toprakların ihaleyle yabancılara verilmesi ne acı değil mi? Eğitim kurumlarını da özelleştirmek istiyorlar. Parası olan okusun ilkesi dayatılmak isteniyor. Peki bütün bunlar ne için yapılmaktadır? Ulus devleti yok etmek için yapılmaktadır. Ancak bu iktidara sorarsanız, kesinlikle ulusal çıkarlar için yapılmaktadır diyeceklerdir, tabii yerseniz… Bütün ulusal varlıklarımız yağmalanmıştır; Mehmetçiğin kanından başka satacak şeyimiz kalmadığı, yüzümüze karşı Soros’un ağzından söylenmiştir. Bizleri 14 Nisan’da darbecilere destek olmakla suçladılar. Ancak bu hükümet seçim yasalarında yapılan değişikliklerin sonucunda, seçime katılanların yüzde 25’inin oyuyla ve sandığa gidenlerin yüzde 33’ünün oyuyla, meclisin yüzde 66 çoğunluğunu ele geçirmiştir. AKP, bir azınlık hükümetidir. Ulus, mecliste tam olarak temsil edilmemektedir, işte bu yüzden asıl darbeci kendileridir. Bu karanlık iktidar, Anayasayı ve hukuku tanımayan bir darbenin peşindedir, bunlar şeriat darbecileridir. Biz, ne diyoruz? Bu şeriat darbecileri, Çankaya’ya çıkamaz diyoruz. Atatürk’ün yerine ancak tüm ulusu kucaklayan bir Atatürkçü oturabilir diyoruz.. Bu meydanları dolduranlar, bizler kimiz? Değerli Atatürkçüler, cumhuriyetçiler, biz kimiz? Biz Mustafa Kemal Atatürk’üz. Atatürk’ün kurduğu demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes ülkemizin düşmanıdır ve öyle kalacaktır. Evet Mustafa Kemal Atatürk burada, bizimle birlikte, aramızda.. Atatürk, bizimle birlikte olduğu için, dün zafer bizim oldu. Bugün de, yarın da, daima zafer bizim olacaktır. Bundan hiç kuşkum yoktur. Sevgili Gençler, Mustafa
Kemal Atatürk mutluydu, çünkü başardı. Bizler de mutluyuz, çünkü
başaracağız. Bu inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum.. |